Emre Ziya Yazgan
Koç Emre Ziya Yazgan |PARA KOÇU, ilişki koçu, eğitim koçu, fikir koçu, yaşam koçu

TASAVVUF TERAPİ NEDİR?

Mart 18th 2014 Genel

Tasavvuf Terapi Nedir?

Tasavvuf veya Sufi Terapi
Tasavvuf bir terapi yöntemi değil, bir yoldur. Allah’a ulaşmayı ve onunla bütünleşmeyi amaçlayan bir yol.
Öyle bir yolculuk ki, daha yolun başında öfke, panik atak, kaygı bozukluğu ve kronik mutsuzluk gibi problemler yok oluyor. (Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bir çok psikiyatr ve psikoloğun makalelerinden oluşan, Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kemal Sayar’ın Sufi Psikolojisi adlı kitabını okuyabilirsiniz.)
Peki ‘Tassavvuf Terapi’ kavramı nasıl ortaya çıktı?
15. yüzyıldan itibaren Avrupa toplumunda kiliseye karşı oluşan antipati bir süre sonra Avrupalıların dinden ve maneviyattan bütünüyle soğumasıyla sonuçlandı. Bu olayların sonucunda ruhsallıktan uzaklaşan Avrupa toplumu akla sığındı. Floransa, Venedik gibi yerlerde Rönesans doğarken Almanya ve Avusturya’da Barok dönemle birlikte aydınlanma çağı başladı.
Aydınlama çağında sanat ve müzikte yaşanan büyük gelişmelerle birlikte, insan ‘ruh’ denen kavramdan arındırılıp bir makine gibi görülmeye başlandı. (Hala bazı tıp otoriteleri insanı bir makine gibi görmektedir.)
Fakat 1800′lerin sonuna doğru Sigmund Frued, makine olarak görülen insan zihninin bir arka kapısı olduğunu keşfetti ve buna da ‘bilinçdışı’ dedi. Fakat Freud bilinçdışını keşfederken bunu maneviyatla birleştirmedi. Kendisinden sonra gelen Carl Gustav Jung ise bilinçdışı ve rüyalarla ilgilenmeye başlayıp, insanın manevi yönü üzerine çalışmalar yaptı. Jung’dan sonra gelen psikoloji profesörü Abraham Maslow insanın nihai amacının kendini gerçekleştirmek olduğunu savundu ve insanın manevi yönü üzerine çalışmalar yaptı.
‘Transpersonel Psikoloji’nin Doğuşu
Amerika’lı Tıp Profesörü William James ile birlikte insanın manevi yönü, ‘Transpersonel Psikoloji‘ adıyla incelenmeye başladı.
İnsanın manevi yönünü incelemeye başlayan psikologlar önce Zen Budizmi, Hint felsefesi, Tao felsefesi gibi Doğu kültürü inançlarına yöneldiler. (D. T. Suzuki, Zen üzerine yazdığı kitaplarla ‘Transpersonel Psikoloji’ alanındaki fikirlerin doğuşunu etkilemiştir.)
Doğu kültürü inançlarından Anadolu’ya yönelen Transpersonel psikoloji araştırmacıları Mevlana’yı, Yunus Emre’yi yani ‘Tasavvuf’u keşfetmeye başladılar.

Tasavvufun Sistematik Yapısı ve Nefs Mertebeleri
Araştırmacılar tasavvufun sistematik yapısı, musiki, sema, zikir ve halvet gibi yöntemleri karşısında şaşırmaya ve böylece daha çok araştırmaya başladılar. Tasavvuf, insanın manevi yönünü öyle kapsamlı bir şekilde inceliyordu ki; 7 aşamalı nefs sisteminde (Nefs-i Emmare’den başlayıp, Nefs-i Kamile’ye giden süreç) insanın hangi mertebede ne hissedeceği, nasıl davranacağı, ne tür haller yaşayacağını anlatıyordu.
Sufi felsefesi ve sufi terapi üzerine yazılan kitapların %70′i yabancı psikolog ve araştırmacılar tarafından yazılmıştır.

Neden ‘Tasavvuf (Sufi) Terapi’ Deniyor?
Transpersonel psikoloji ile ilgilenen psikologlar, tasavvufu bir terapi yöntemi olarak görüyor. Tasavvuf günümüz insanını iki şekilde iyileştiriyor;
Birincisi psikiyatride ‘anomi’ olarak bilinen ‘anlamsızlık hastalığı’nı yok ediyor.
İkinci olarak da, yapılan sufi uygulamaları ile kişi stres durumundan (yani beta beyin dalgasından) aşamalı olarak, sakin, rahat bir konuma (yani alfa beyin dalgasına) geçiyor. Başlarda gün içinde kısa kısa hissedilen bu durum, daha sonraları günün tamamına yayılıyor. Tasavvufta bundan ‘hal’ ve ‘makam’ olarak söz edilir. (Aşağıda buna da değineceğim.)
Stres altındaki beden, beta beyin dalgasındayken dış dünyadan devamlı olarak tehlike sinyalleri alır ve adrenal hormonlar salgılanmaya başlar. Adrenal hormonların işi bizi tehlikelere karşı daha uyanık ve hazır durumda tutmaktır. Bu durumda bağışıklık sistemimizi koruyan askerler, dışarıda savaş alarmı verildiği için, takviye güç olarak bağışıklık sistemi koruma bölgesinden ayrılırlar; bu da bağışıklık sistemimizin minumum korumada çalışmasını sağlar.
Fakat sakin, rahat olduğumuz alfa konumlarında ise (daha derinlerde ‘teta’ konumunda) bedenimiz ve bağışıklık sistemimiz ideal performasla çalışır. Güçlü bir şekilde bizi korumaya devam eder.
Günümüz insanının en büyük rahatsızlığı olan stres, yukarıda anlattığım nedenlerden dolayı bağışıklık sisteminin minimum korumada çalışmasını sağlar ve hastalıklardan daha kolay etkilenir hale geliririz. Ayrıca duygusal olarak da daha hassas olur, çabuk üzülür, öfkelenebilir ve ani duygusal iniş çıkışlar yaşabiliriz.
Tasavvuf yolcusu daha yolun başında, uyguladığı çeşitli egzersizlerle (nefes tekniği, sema, zikir, dua, musiki vb.) beyin dalgalarını alfaya düşürür ve bir süre sonra bu beygin dalgalarını, alfa dalgasında sabitlemeye başlar. Tasavvufta kalıcı olan ve devamlılığı sağlanmış ruh haline ‘makam’; geçici süreyle hissedilen, ara sıra girilip çıkılan ruh haline ise ‘hal’ denir.
Alfa beyin dalgası tasavvuf yolculuğunun başlangıcıdır. 7 aşamalı nefis yolculuğuna çıkan tasavvuf öğrencisi, zaman içinde aklını kullanmaktan öte gönlünü kullanmayı öğrenir.
Sonuç olarak, İslam dünyasında ‘manevi bir yolculuk’ olarak görülen (dikey yolculuk) bu süreç, Batılı psikiyatristlerce ‘tasavvuf terapi’ veya ‘sufi terapi’ terimiyle bilim dünyasına dahil edilmiştir.
Mevlana’ya göre de, hepimizin içinde yaşadığı ‘boşluk’ ve ‘anlamsızlık’ aslında ‘asl’ımızı arayış, yani Allah’ı arayıştır. O yüzden Mesnevi’nin başında şöyle der;
Dinle Ney’den duy neler söyler sana,
Sızlanır hep ayrılıklardan yana…
….
Bir kez aslından koparılmışsa insan arar,
Aslına dönmek için hep uygun arar.

Tasavvuf ve Transpersonel Psikoloji
İnsan gönlüyle bağlantı kuramadığında akla sığınır. Akıl ise bir süre sonra aşırı yüklenir ve sorunlar çıkarmaya başlar.
İnsanın sadece akıl yapısını ele alan psikoloji bilimi, ruhsal yapısını da anlama ihtiyacına düştüğü için A. Maslow ve William James gibi psikologların öncülüğünde Transpersonel psikolojinin kurulmasını sağladı. Kısaca transpersonel psikoloji, insan zihninin aşkın ve ruhsal yönleri üzerine araştırma yapar.

Transpersonal psikolojinin temellerini Karen Horney ile birlikte atan A. Maslow, psikolojinin manevi yanına yönelişini şu sözlerle ifade etmişti;
‘…Freud sanki psikoloji ilminin hastalıklı yarısını anlatmıştı. Bize ise sağlıklı diğer yarısı ile bu ilmi tamamlamak düşüyor…’ (A. Maslow, Toward a Psychology of Being, s. 5, 1968)
Tasavvuf’ta makamlar diye geçen halleri Maslow, ‘Dinler, Değer ve Doruk Deneyimler’ adlı kitabında ‘doruk deneyimler/peak experiences’ diye tanımlamıştır.
Tasavvuf’ta ara sıra yaşanan aşkın deneyimlere ‘hal’, eğer bu deneyim süreklilik arzediyorsa, ‘makam’ denir. Maslow insanın sabitleşmiş bir doruk algılayış halinin de olabileceğini söyler ve buna da ‘yayla deneyimi/plateau experience’ der.
‘Yaşlandıkça doruk deneyimlerimin yoğunluğu ve sıklığı azaldı. Başkalarında da aynı durumu gözlemledim. Çarpıcı duygusal boşalımlar içimde yavaş yavaş sönmeye yüz tuttutuğunda, bilincimde çok değerli, farklı bir süreç ortaya çıktı. Bütün o doruk deneyimler, aydınlanmalar ve ani içgörüler suyun dibine çöktüğünden beri, bir tür ‘birlik bilinci’ yaşıyorum. Şimdilerde ‘dünyayı’, sonsuzluk açısından görüyorum. Bu görüş daha şairane ve güncel. Olağan şeyler daha sembolik bir anlam taşıyor. Hiçbir şey eksilmiş veya özellik kazanmış değil ama ben her an mucizelerle örülü bir dünyada yaşıyor gibiyim.
Bu tür bir bilinçte de, doruk deneyimlerde müşhade edilen huşu, gizem, süpriz ve estetik şok gibi öğeler mevcut; fakat bunlar geçici değil, sürekliler. Yaşadığım şey, yoğunluğu gittikçe artan ve doruk noktasına çıktıktan sonra azalan, orgazm gibi deneyimlerden çok farklı bir his. Sözünü ettiğim süreçte, bir yere oturup bir nesneyi sanki mucizevi birşeymiş gibi saatlerce izleyebilir ve onun her saniyesini doya doya yaşayabilirsiniz.’
Tasavvuf’ta sema, musiki ve zikir ile çeşitli ‘halleri’ deneyimleyen kişiler, o ‘hal‘in tadını alırlar. Tasavvufun dikey boyutunda yolculuk yapmış ve belirli yerlere gelmiş kişiler de, o ‘hal‘leri sürekli yaşar hale gelir ve buna da yukarıda da belirttiğimiz gibi ‘makam’ denir. Sema, musiki ve zikir gibi uygulamalar yeni öğrenciler için bir ağza bal çalma iken, ‘makam’a ulaşmış insanlar içinse bir hatırlama ve mevcut durumu korumadır.

Hakan MENGÜÇ – 7 Mart 2014
HAKAN MENGÜÇ BLOG SAYFASINDAN ALINTIDIR.




gerekli



gerekli - yayımlanmayacak


Yorum Yap & Fikrini Paylaş

Hızlıdır (Birçok eski ya da yeni duygusal sorun bir saatten az bir sürede tamamen iyileşir, en inatçı tıkanıklıklar bile bir ay içinde sorun olmaktan çıkar.)
Etkili (Ömür boyu başa çıkılamamış korkular, takıntılar, derin üzüntüler bütünüyle ortadan kalkar. Kalıcı iyileşme sağlanır.)
Yumuşak ve naziktir (Sadece parmak uçları dokundurularak yapılır)
Güvenlidir (Bedende çekme, itme, döndürme [...]

Önceki Yazılar

Obsedör obsesyon olayında obsede denilen kişiyi etki altına almış olan bedensiz varlığa klasik spiritüalizmde verilen addır.Söz konusu varlık alt boyutlara ait ise korku duygusu enjekte eder. Dünya dışı varlıkların düşünsel sistem ile kurdukları telepatik bağ ile oluşan obsedeler de mevcuttur. Cin mussalat olması bir obsede olayı örneğidir. Klasik anlamda; “bedensiz bir varlığın insana musallat [...]

Sonraki Yazılar

 
Mart 2014
Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
« Şub   May »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930
31  
Arşivler
Düşündüğün kadar yaparsın. İnandığın kadar olur. Sır ise; niyetin, inancını düşünceni eşitler.
Emre Ziya Yazgan